18 Mayıs 2017 Perşembe

Çocuklarla Ölümü Konuşmak/ Aksaray Psikolog/ Aksaray Çocuk ve Ergen Psikoloğu

Ölüm, yaşamakta olan her insanın bildiği bir gerçek olduğu halde, ölen kişi bir yakınımız olduğunda kabullenmekte güçlük çekeriz. Ölüm biz yetişkinler için anlaşılması ve dayanılması zor bir olayken, söz konusu çocuklar olduğunda, özellikle okul öncesi dönemde, çocukların ölümü kavrayabilmeleri ve kaybedilen kişinin yokluğuna dayanmaları daha da güçtür. Yaş dönemlerine göre çocukların ölümü algılamaları da farklılık gösterir.


Okul öncesi dönem olarak ifade edilen 3-6 yaş arası dönemde çocukların sıklıkla ölüm hakkında soru sormaya başladığı görülür. Çünkü çocuklar bu yaşlarda genellikle en az bir kez sokakta ölmüş bir hayvan görmüş, televizyonda bir ölüm haberi duymuş, bir kitapta ölümden bahsedildiğini dinlemiş ya da oyunlarında ölümü canlandırmış olur. Dolayısıyla ölüm hakkında konuşmalarına fırsat vermek, aslında zihinde henüz sadece adı konmuş ama içi pek dolu olmayan dosyaya sayfalar eklemeyi sağlar. Böylece ihtiyaç duydukları bilgiyi verebilir, onları olası kriz durumlarına hazırlayabilir ve üzgün olduklarında onlara daha kolay eşlik edebiliriz.


Ölüm gerçeğiyle karşılaşan her çocuk, yetişkinlerde de olduğu gibi bir yas süreciyle karşılaşır. Bu süreç içinde çocuklarda alt ıslatma, kekemelik, tırnak yeme, saldırganlık, hırçınlık gibi uyum ve davranış bozuklukları görülebilir. Bunlar dışında kabuslar, korkular, uykusuzluk, yeme problemleri, ağrılar, okul başarısızlığı gibi sorunlar görülebilir.


Çocuklarla Ölümü Konuşurken Dikkat Edilmesi Gerekenler


Ölüm haberini ilk defa anne baba veya duygusal olarak yakın birinin vermesi uygun olur.


Çocukların bu konuda konuşmaya istekli ve hazır oldukları zamanlara duyarlı olun.


Konuşma girişimlerine açık ve sakin bir yaklaşımla karşılık verin, özellikle küçük çocuklarda soyut açıklamalardan kaçının.


Söylediklerinin alt metnindeki duyguları (merak, korku, endişe vb.) okuyun ve kabul edin.


Kendi zihninizde bu soruya yönelik basit, kısa ve yaşlarına uygun bir cevap hazırlayın.


Çocuklar tekrarla öğrenirler. O tekrar tekrar sorarken siz de tekrar tekrar aynı şekilde cevaplayın.


Ölüm kelimesini kullanın. Ölen bir kişi için “gitti, uyuyor “gibi ifadeler kullanmayın, öldü deyin.


Ölümü hastalık ya da yaşlılıkla ilişkilendirmeyin. ‘Dünyadaki tüm canlıların bir yaşam süresi olduğunu, yaşam süresi bitince ölündüğünü’ söyleyin.


Ölen bir kişinin nereye gittiğini sorarsa “o öldü, ölen kişileri bir daha göremiyoruz ama onlara olan sevgimizi hep hissederiz, istersen birlikte resimlerine bakabiliriz, onunla ilgili konuşabiliriz” diyebilirsiniz (kendi duygularınızla ilgili dürüst olacağınız, özleminizi anlatacağınız önemli anlardan biri).


Ayrıca ne kadar saklamaya çalışırsak çalışalım bizim ölümle ilgili kendi yaşadığımız duyguların çocuğu etkileyeceğini unutmayın. Çocuğun en çok hatırlayacağı kendi yaşantınızı ya da duygunuzu onunla nasıl konuştuğunuz, nasıl paylaştığınız olacaktır. Unutmayalım ki, çocuklar da yetişkinler gibi yas tutarlar ve yasın evrelerini yaşarlar. Bu konuda bilgi edinin, süreğen davranış ve duygu durum değişimleri için gerekirse uzman desteği alın.


Kaynak: Talking to Children about Death, Clinical Center National Institutes of Health.


Dinamik Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi


Klinik Psikolog Hicran Akçay


Bilgi ve Randevu için; 0382 201 00 22



Çocuklarla Ölümü Konuşmak/ Aksaray Psikolog/ Aksaray Çocuk ve Ergen Psikoloğu

2 Mayıs 2017 Salı

Çocuklar Neden Sınırlara İhtiyaç Duyarlar?

Çocuk, kendisi için neyin gerekli, neyin daha yararlı ve önemli olduğunu başlangıçta bilemez. Çocukların kişilik gelişimlerinin ilk dönemlerini tamamlayana kadar çeşitli düzenlemelerle hayatlarını güvenli hale getiren ebeveynlere ihtiyaçları vardır.


Anne-babalar birtakım kurallar ve sınırlar koyarak çocuğu korumak ve kendisine zarar vermeden iyi alışkanlıklar geliştirerek sosyal uyum için gerekli becerileri kazandırmak durumundadırlar. Çocuğun hayatla ilgili birçok şeyi öğrenmesi ve kendi kendine yetecek hale gelmesi hem anne-babanın doğru yönlendirmesini hem de çocuğa fırsat vermesini gerektirir. Çocuklar yaşadıkları dünyanın kurallarını anlamaya ihtiyaç duyarlar. Onlardan ne beklendiğini, ne kadar ileri gidebileceklerini ve ileri gittikleri zaman neler olacağını, yani kendi sınırlarını bilmek isterler. Çocuklar sınırlara ihtiyaç duyarlar. Çünkü sınırları belirlenmiş bir dünyada kendilerini güvende hissederler.


Ayrıca sınırları olan bir çevre, çocuğun kendisi ve dış dünya hakkında bilgiler edinmesine yardımcı olur. Çocuklar sınırları zorlamayı sevseler de aslında ihtiyaç duydukları, hayatı anlamlandırabilmek için istikrarlı ve tutarlı sınırlardır. Çocuklar anne ve babalarının rehberliğine güvenmek isterler. Ebeveynler tutarsız ve istikrarsız davrandıklarında çocukların çıkardığı sonuç,  kurallar bu sefer bozulabildiyse demek ki başka sefer de bozulabilir olur. Bu gerçek onlara geçici bir zafer duygusu hissettirse de uzun vadede onların kişilik gelişimleri için destekleyici bir durum değildir.


Kuralların net ve istikrarlı olmadığı evlerde büyüyen çocukların okulda da sıkıntı yaşaması muhtemeldir. Ayrıca güvenilir, rehber anne-baba figürleri yaşanan istikrarsızlıktan dolayı zamanla eski güvenilirliklerini kaybeder ve sorgulanmaya başlarlar; bu da uzun vadede çocuk gelişimi açısından duygusal ve sosyal problemleri beraberinde getirebilir.


Çocuğa Nasıl Sınır Koyulur?


Sınırlar, çocukların yaşlarına ve yapısına uyum gösterecek şekilde olmalıdır.


Gelişim sürecini engelleyici bir tutum sergilenmemelidir.


“Hayır! Yapma! Dur!” şeklinde tepki vermek yerine, ona yanıt vermeyi tercih edin ve bu sınırı neden koyma ihtiyacı hissettiğinizi ona anlatın.


“Hayır” kelimesini gerçekten gerekli olduğu noktada kullanın.


Sınırları belirlerken anlaşılır ve net olun.


Belirsizlik çocuğun zihninin karışmasına neden olur. Çocuğunuz için anlaşılmayan sınır “sınırsızlık” anlamına gelir.


Eşler ve aile bireyleri arasında ortak bir dille sınırlar belirlenmeli, kurallar başka kişiler tarafından değiştirilmemelidir.


Tartışma veya kriz anlarında sınırlar oluşturulmamalı. Herkesin sakin olduğu ve birbirini dinlediği anlarda yapılmalıdır.


Söylemek istediğiniz şeyleri kısa cümlelerle ifade edin. Uzun uzun anlatmaya çalışmanız çocuğunuza bir şey ifade etmeyecektir.


Anne-baba olarak görevimiz, sadece çocukların olumsuz davranışlarını görüp onları düzeltmek değildir. Sıklıkla olumlu cümleler kurun, onların beğendiğiniz davranışlarını söyleyin. Sınırlar olumlu iletişim olan evlerde daha kolay belirlenir.


KAYNAK: Mackenzie, R.J. “Çocuğunuza Sınır Koyma”


Uzman Psikolog Hicran Akçay 


Aksaray Dinamik Psikolojik Danışmanlık Merkezi


Bilgi ve Randevu İçin; 0382 201 00 22



Çocuklar Neden Sınırlara İhtiyaç Duyarlar?

19 Nisan 2017 Çarşamba

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri -Aksaray Çocuk ve Ergen Psikoloğu

indir


Boşanma, sadece eşler arasında yaşanan bir süreç değildir. Boşanan çoğu çiftin çocukları vardır. Bu nedenle boşanma çocuk açısından da oldukça önemli bir süreçtir. Boşanma, çocuğu ciddi bir şekilde etkileyebilecek bir dizi değişikliği beraberinde getirmektedir.


Çocuklarda, ana ve baba ayrılığına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal belirtiler çok çeşitlidir. Huysuzluk, suçluluk, tedirginlik, uyku problemleri, kaygı, yalan söyleme, okul başarısında düşüş, öfke nöbetleri, tırnak yeme ve saldırgan davranışlar en sık gözlenen belirtilerdir.


Uyumsuzluk belirtileri, çocuğun yaşına, boşanmadan önceki örselenmesine ve boşanma sonrası dönemde, ana ve babayla ilişkilerinin niteliğine göre değişir. Bu bakımdan boşanma, çocukta ruhsal dengesizlik yaratan tek neden olarak görülmemelidir.


Anne-babası ayrılan-boşanan çocukların böyle tepkiler göstermesi doğaldır. Ancak, anne-babanın burada dikkat etmesi gereken nokta, bu tepkilerin geçici ya da kalıcı olmasıdır. Çocuk, “ayrılığı inkâr” döneminden sonra, anne-babasının ayrılığına ve yaşamına uyum sağlamaya başlar. Ama bazı çocuklar, bu uyumda zorlanırlar.


Ve bazen kalıcı uyum ve davranış bozukluklarına sahip olurlar. Bu nedenle, anne-babaların böyle üzücü sonuçları yaşamamaları ve çocuklarına yaşatmamaları için, özen göstermeleri gereken konular vardır.


Anne- Babalara Düşen Görevler


•Her şeyden önce, anne-baba olarak, çocuğunuzun yaşına göre anlayabileceği bir dille, aldığınız bu kararı ve boşanmanın ne demek olduğunu, çocuğunuza anlatın. Bunu sadece anne ya da baba olarak değil, birlikte yapın.


•Çocuğunuza, boşanma olayından dolayı, kendisinin suçlu olmadığını anlatın. Çünkü çocuklar, anne-babalarının boşanmalarından kendilerini sorumlu tutarlar.


•Çocuğunuza, boşanma olayından dolayı, anne ya da babasını kaybetmeyeceğini anlatın ve buna inanmasını sağlayın.


•Çocuğunuzu, boşanma ile ilgili çatışmalarınızdan uzak tutun. Kavgalarınızın dışında bırakın.


•Çocuklarınızı, eşinizle barışma aracı olarak asla görmeyin ve çocuğunuzu bu amaçlar için kullanmayın.


•Eşinize duyduğunuz kişisel öfkenizden dolayı, çocuğunuzu eşinize göstermemezlik yapmayın. Unutmayın, boşanan sizlersiniz, çocuğunuz değil.


•Eşinizi çocuğunuza kötülemeyin ve taraf tutma durumunda bırakmayın.


•Çocuğunuzu, eşinize karşı bir dedektif gibi kullanmayın. Öğrenmek istediklerinizi kendiniz öğrenin ya da bu meraktan vazgeçin.


•Evliliğinizi bitirmek, ayrılmak, boşanma kararı almak ve boşanmak, sizin sorununuzdur. Çocuğunuzun, bu sorunda rolü ve yeri yoktur.


•Çocuğunuzu, kendi maddi güvenceniz için kullanmayın. Çocuğunuz, maddi çıkarlarınız için kullanacağınız bir pazarlık konusu değildir.


•Çocuğunuzu, anne-babasından birini tercih etme durumunda bırakmayın. Boşanmak isteyen sizlersiniz, o değil. O hiçbir zaman, sizi bir diğerinize değişmek istemeyecektir. 


Unutulmamalıdır ki, her boşanma süreci kuşkusuz ki çocukları etkilese de  çoğunlukla olayın kendisinden çok oluş şekli ,süreç içinde yaşananlar bu etkinin düzeyini ve yönünü belirlemektedir. Her çocuğun birbirinden farklı duygu dünyası ve başa çıkma yöntemleri olduğu düşünüldüğünde  bu krizi nasıl yöneteceği konusunda kuşkular yaşayan anne babaların yukarıda verilen bilgiler dışında da, profesyonel yardım alması hem çocuğun hem de eşlerin ruhsal bütünlüğünü korumak için oldukça işlevsel olacaktır. 


Kaynakça; ÖZ, İlkim. (1997). Çocuk ve Aile. Ankara: Kök Yayıncılık


Uzman Psikolog Hicran Akçay 


Aksaray Dinamik Psikolojik Danışmanlık Merkezi


Bilgi ve Randevu İçin; 0382 201 00 22



Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri -Aksaray Çocuk ve Ergen Psikoloğu

4 Nisan 2017 Salı

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi- Aksaray Çocuk Psikoloğu - Aksaray Psikolog

images tuvalet eğitimi


Tuvalet eğitimi, çocuğun sosyal gelişiminde önemli bir basamaktır. Çocuk ilk ciddi eğitimini tuvalet eğitimi olarak alır. Ve hemen hemen bedeninin bütün işlevleri işin içindedir. Bu süreçte dikkatini toplamak, vücudundan gelen sinyalleri önce anlamlandırmak sonra değerlendirmek, bu sinyallere göre tepki vermek ve ebeveynlerden yardım istemek gibi çok karmaşık olan işlemler zincirini öğrenmektedir. Hem zihinsel hem de bedensel olarak bir kontrol sağlama mekanizmasını oturtmaya çalışmak göründüğü kadar kolay olmayabilir.


Ebeveynler tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun buna hazır olduğunu gösteren işaretleri değerlendirmelidir. Çocuğunuz yürüyorsa, verdiğiniz bazı komutları yerine getirebiliyorsa, isteklerini konuşarak anlatabiliyorsa, gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa, altı ıslandığında rahatsızlığını ifade edebilecek hale gelmişse, 5-10 dakika tuvalette oturmaya razıysa tuvalet eğitimine hazır olduğunu düşünebiliriz. Tuvalet eğitimi vermek için en uygun dönem 24-36 aylar arasıdır. Ancak çocuk bahsettiğimiz becerilere sahip değilse, son dönemde bakıcı değişimi, kardeş doğumu, taşınma, ölüm gibi hayatını ciddi anlamda etkileyecek değişiklikler söz konusu olmuşsa, kabızlık sorunu yaşıyorsa, tuvalet eğitimini verecek olan kişinin ruhsal sıkıntılarının olduğu ve çok yoğun çalıştığı bir dönemse çocuğun yaşı uygun olmasına karşın tuvalet eğitiminin ertelenmesi gerekebilir. Tuvalet eğitimine çocuğun hazır olmadığı bir dönemde başlamak ve bu konuda baskı uygulamak çocuğun başarısızlığa uğrama olasılığını artırabilir.


Çocukların tuvalet eğitimi için tüyolar!


●Çocuğunuzu eğitime hazırlayın. Kendisinin iç çamaşırı kullanmak için yeterince büyüdüğünü belirtin, hatta ilgisini çekebilecek bir iç çamaşırını birlikte seçin.


●Çocuğa tuvaleti nasıl kullanması gerektiğini gösterin. Cinsiyetine uygun rol model seçimi önemlidir. Babanın oğluna, annenin kızına yardımcı olması, daha rahat bir ortam sağlayacağından çocuğun güven kazanmasına yardımcı olun.


●Çocuğun günde bir kez giyinik olarak oturağa oturmasını sağlayın.


●Çocuk tuvaletini yaptığında kakasından ve çişinden nefret etmesine neden olabilecek (çok pis koktu vb.) sözler söylemeyin.


●Bu dönemde çocuğa bol, kolay çıkarabileceği giysiler giydirin.


●Tuvalet eğitimini kardeş doğumu, okula başlama ya da taşınma gibi durumlarla aynı zamana getirmemeye özen gösterin.


●Çocuk lazımlıkta otururken çocuğu yalnız bırakmamak çocuğun hoşuna giden masallar anlatıp, kitap okuyarak çocuğun kaygılarını azaltın.


●Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Kaslarını kullanmayı öğrenirken kaçırmalar olağandır ve biraz zaman alabilir. Bu durumda çocuğa kızmayın, onu ayıplamayın ve cezalandırmaktan kaçının.


Çocuklar için gündüz tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha kolaydır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişiklik gösterir. Eğer çocuğunuz 4 yaşında ve bedensel, duygusal, sosyal gelişimi normal olmasına rağmen alt ıslatma davranışı devam ediyorsa, alt ıslatma davranışını önemseyin. Gerekli önlemler alınmazsa okul başarısızlığı, içe kapanıklık, öz güven eksikliği, kaygı gibi sorunlara neden olabilir. Alt ıslatma davranışı her zaman psikolojik olmayabilir, fizyolojik bir sorun olup olmadığı mutlaka tespit edilmelidir. 


Dinamik Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim  Merkezi /Aksaray


İletişim 0382 201 00 22


 



Çocuklarda Tuvalet Eğitimi- Aksaray Çocuk Psikoloğu - Aksaray Psikolog

21 Mart 2017 Salı

Sınav Kaygısı- Aksaray Psikolog- Aksaray Çocuk ve Ergen Psikoloğu

saat


Sınav kaygısı, öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine sebep olan yoğun kaygıdır. Çoğumuz sınavlardan önce ve sınav esnasında gerginlik ve heyecan hissederiz. Bu beklenilen bir duygudur. Sınav kaygısı da sınava hazırlanmamız için motive olmamızı, sınav sırasında sınavı başarmaya yönelik isteğimizin olmasını sağlar. Ancak aşırı yoğunlaştığı zaman öğrenilen bilgilerin sınav sırasında kullanılmasına engel olup, başarının düşmesine sebep olabilir Bu yüzden kaygıyı kontrol etmek, sınavda göstereceğimiz performansımız açısından önemlidir.


Sınav kaygısı ile baş etmek için yapılacaklar nelerdir?


Sınavdan bir- iki gün önce çalışmayı bırakın. Bedensel ve zihinsel olarak yorulmayacağınız, sizi mutlu edecek, rahatlatacak aktivitelerle ilgilenin. Sevdiğiniz kişilerle vakit geçirerek stres atın.


Çevrenizdeki insanlarla, arkadaşlarınızla, ailenizle sınavı ve sonuçlarını konuşmayın.


Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.


Sınavdan önce alkol veya doktor kontrolü olmadan herhangi bir ilaç kullanmayın.


Beslenmenize dikkat edin. Sınavdan bir-kaç gün önce karnınızı ağrıtacak, bağırsaklarınızı bozacak yiyecekler yememeye özen gösterin.


Sınavdan önceki gece ılık bir banyo yaparak uykuya dalın. Gevşemenize ve derin uyumanıza yardımcı olur. Ne kadar iyi dinlenmiş olursanız sınavda dikkatinizi toplama ve hata yapmama olasılığınız o kadar artar.


Sınav anında dikkatinizi sınav sonucuna değil sorulara vermeye çalışın. Kaygının nedenlerinden biride sınava değil sonuca odaklanmaktır.


Anne Babalar Sizin İçin;


Çocuğunuzun bireysel yeteneklerini ve farklılıklarını iyi tanıyıp, ondan yapabileceğinden fazlasını beklemeyin.


Çocuğunuzun zekâsını veya kişiliğini sınavlarla ölçme yanlışlığına düşmeyin.


Çocuklarınızı kendi beklentileriniz ve hırslarınız doğrultusunda zorlamayın. Çocuklarınızın herkesten farklı bir kişiliğe ve potansiyele sahip olduğunu unutmayın.


Çocuğunuzun yaptıklarını yetersiz görmek yerine; yapılanları takdir edip, yapılması gerekenleri ise yeni hedefler olarak belirleyin.


Olumsuz eleştirilerden ve etiketlemelerden kaçının.


Çocuğunuzun kaygılarını sizinle paylaşmasına fırsat tanıyın. Sizden neler beklediğini, ona nasıl yardımcı olabileceğinizi sorun.


Çocuğunuza sınavın akademik bilgiyi ölçmek için yapıldığını, kazanmak kadar kaybetmenin de yaşamın doğal bir parçası olduğunu hatırlatın.


Ve en önemlisi çocuğunuzu her koşulda sevdiğinizi sözleriniz ve davranışlarınızla belli edin.  Çocuğunuz sizin için değerli ve önemlidir.


Unutmayalım ki, sınavlar geçicidir. Önemli olan çocuklarınızın ruh sağlığı ve sağlıklı aile ilişkileridir.


Sınav kaygınızın performansınızı etkilediğini düşünüyorsanız, Dinamik Psikolojik Danışmanlık Merkezine başvurabilirsiniz.


Bilgi ve Randevu İçin 0382 201 00 22



Sınav Kaygısı- Aksaray Psikolog- Aksaray Çocuk ve Ergen Psikoloğu

17 Mart 2017 Cuma

Çocuk-Ergen Psikoloğu -Aksaray Psikolog

erken_ergenlik_gelisimi_sendromuna_dikkat_b


Ergenlik her bireyin yaşamının önemli kısmını kapsayan bir süreçtir. Bununla birlikte, ergenlikte bireysel farklılıklar vardır. Bazı gençler ergenlik dönemine diğerlerinden çok daha hızlı bir şekilde girerler. Ergenlik döneminde fizyolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik pek çok değişiklik ile karşılaşıldığından dolayı mücadele edilmesi gereken birçok zorluk da ortaya çıkar. Gencin bu zorluklarla uyum içinde ve başarılı bir şekilde başa çıkabilmesi için önemli değişim süreçlerini yaşaması gerekir. Genç, gelişimsel bir zorlukla başarılı bir şekilde başa çıkamadığında bunun olumsuz psikolojik, duygusal ve davranışsal sonuçlarıyla karşılaşma olasılığı vardır. İşte gencin bu başa çıkma mücadelesinde psikolojik danışma hizmeti faydalı olabilir ve psikolog gencin gelişimsel yolculuğu boyunca uyumlu bir şekilde ilerlemesi için yeni yollar bulmasında ona yardımcı olur. Gelişim ve değişimin yoğun olduğu bu süreçte, her gencin kendisine özel sorunlarının oluşması normal karşılansa da bu sorunların çözümünde kişisel ve gelişimsel özelliklerin göz önünde bulundurulması ve her ergene ayrı bir davranış sergilenmesi gerekmektedir.


Gençlerin; meslek seçimi, sınav kaygısı, davranış problemleri, bağımlılık, cinsel eğitim ve kişilik gelişimi gibi durumlarında DİNAMİK Psikolojik Danışmanlık Merkezi olarak psikolojik danışmanlık hizmeti vererek gençleri geleceğe hazırlamayı amaçlıyoruz.


Ergen Danışmanlığı’na yönelik hizmetlerimiz;


  • Depresyon, Sosyal Fobi, Kaygı Bozuklukları

  • Uyum- Davranış Bozuklukları

  • Öfke ve Saldırganlık Problemleri

  • Okul Başarısızlığı

  • Arkadaş İlişkileri/İletişim- Aile İlişkileri/İletişim

  • Takıntılar

  • Cinsel Yönelim Sorunları

  • Sınav Kaygısı

  • Bağımlılık

  • Uyku Sorunları

Bilgi ve Randevu İçin; 0382 201 00 22 



Çocuk-Ergen Psikoloğu -Aksaray Psikolog

14 Mart 2017 Salı

Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlığı!

1459331741346


Tırnak yiyen çocuğun bu davranışının ardında güvensizlik duygusunun olduğu düşünülmelidir. Aşırı baskı görerek büyüyen ve öz güven sorunu yaşayan çocuklarda sıklıkla görülür. Aynı şekilde sürekli eleştirilen, ilgisiz ve sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuk, yaşadığı gerginliği tırnak yiyerek ortaya koyar. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar. Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri, ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur.


Alınabilecek Önlemler


●Çocuğu bu davranışından vazgeçirmeden önce davranışın kaynağının tespit edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu davranışı yaparken çocuğu sürekli uyarmak yerine bu davranışı görmezden gelmemiz gerekir.


●Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerden kaçınılmalıdır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir. Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.


●Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır. Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir. Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir.


●Sinema, televizyon izlerken, kitap okurken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek, tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.


●Eğer tırnak yeme davranışı 4 yaşından sonra da devam ediyorsa ve bu yaptıklarınız işe yaramıyor, çocuğunuz hala kaygı içerisinde bu davranışa devam ediyorsa, Dinamik Psikolojik Danışmanlık Merkezine ulaşarak profesyonel destek almanız daha sağlıklı olacaktır. İletişim (0382)2010022


 



Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlığı!

4 Mart 2017 Cumartesi

Çocuklara sorumluluk duygusu nasıl kazandırılır?

Her anne-baba çocuğunun sorumluluk sahibi olmasını ister.  Çocuğumuza sorumluluk bilincini aşılamak ve bu becerinin gelişimini sağlamak için sorumluluk alabileceği bir ortamda yetişmesi gerekir ve bu süreçte anlayışlı, sabırlı olmak gerekir. Çünkü sorumluluk bilinci erken çocukluk döneminden başlayarak; bireyin yaşına, cinsiyetine, gelişim düzeyine, kişisel özelliklerine göre değişen ve aşamalı olarak gelişen bir beceridir.


İki yaşından itibaren dökerek dahi olsa yemeğini kendisinin yemesine fırsat tanımak, oyuncaklarını toplamasını beklemek, odasını, dolabını, çalışma masasını düzenli tutmak, dersleriyle ilgili sorumluluklarını almak gibi konularda çocuğa görevler verilerek, çocuğun sorumluluk bilinci kazanması sağlanabilir.


Bazı ebeveynler, çocuklarının yapabileceği ya da yapması gereken işleri, çocuklarının yapamayacaklarını düşündükleri için çocukları adına yapmaktadırlar. Ebeveynin bu davranışı, çocuğu iş yapmaktan alıkoyarak, çocukta sorumluluk duygusunun gelişmesini engellemektedir. Sorumluluk duygusu gelişmeyen çocuğun ise, özgüveni bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Bunun sonucunda kendine yetemeyen ve bağımlı birer birey olacaklardır. Sorumluluk verilen çocuk, görevini kusursuz olarak yerine getirmese de gösterdiği çaba desteklenmelidir. Çabasının desteklendiğini gören çocuk, kendisini daha yeterli görmeye başlayarak, yeni sorumluluklar alma cesaretini gösterecektir.


Anne-Babalara Öneriler


Küçük yaşlardan itibaren, çocuğun yaşına göre sorumluluklar vererek sosyal hayata uyumunu sağlayın.


Çocuğunuza neleri yapabildiğini göstermesi için fırsat tanıyın. Çocuğunuzun gösterdiği çabaya saygı duyun. Onu görev ve sorumluluklarıyla baş başa bırakın.


Çocuğunuz ile ilgili görevlerde aitlik hissi kazandırın( kendi oyuncakları, kendi masası, kendi tabağı gibi). Kendisine ait şeylerin sorumluluğunu daha kolay alacaktır.


Çocuğunuza model olun. Eğer ebeveynler günlük hayatlarında sorumluluklarını yerine getiriyorsa, çocuklarda kendi sorumluluklarını yerine getirecektir.


Çocuğunuza sorumluluklarını yerine getirmediği zamanlarda ceza uygulamak yerine, gösterilen başarıyı ve harcanan çabayı takdir edin. Takdir edilmek, özgüven duygusunun ve sorumluluk bilincinin gelişmesini sağlayacaktır.


Aksaray Dinamik Psikolojik Danışmanlık Merkezi


Klinik Psikolog Hicran Akçay


İletişim; 03822010022


 



Çocuklara sorumluluk duygusu nasıl kazandırılır?

30 Ocak 2017 Pazartesi

KIŞ DEPRESYONUNA DİKKAT!

Soğuk havaların ve kasvetli günlerin yaşandığı kış aylarında Uzman Psikolog Hicran Akçay  kış depresyonuna dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.


Kış aylarında günlerin kısalması, güneş ışığının azalması ve insanların sürekli kapalı ortamlarda kalması, ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Kışın mevsimsel değişikliklerin yaşanmasıyla birlikte, temel vücut işleyişinde de bir takım değişiklikler söz konusu olur.


Bunun yanı sıra, özellikle ocak ve şubat aylarında birçok kişide uyku ihtiyacı ve iştah artışı yaşanırken, enerji ve keyif düzeyinde de azalma görülebilir. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında günlerin uzamaya başlaması ve güneş ışığının artmasıyla kış depresyonu yaşayan kişilerin şikayetlerinde azalma görülür. Ancak bazen ilkbahar ve yaz mevsiminde oluşan bir tipi de bulunmaktadır.


Kış depresyonun belirtileri incelendiğinde, hayattan zevk almama, iştah artışı ya da azalması özellikle karbonhidratlı besin tüketimi ihtiyacının artması, isteksizlik, ilgisizlik, enerji kaybı, çökkün duygu durumu, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu şikayetleri göze çarpmaktadır.


Peki Kış Depresyonundan Korunmak İçin Neler Yapabiliriz?


Açık alanda egzersiz ve yürüyüş yapın. Hem stresinizin azalmasına yardımcı olur hem de gün ışığından daha fazla faydalanmanızı sağlar.


Evinizi ve çalışma ortamınızı daha aydınlık olacak şekilde düzenleyin.


Karbonhidrat ve şeker tüketimine dikkat edin. Yeterli düzeyde protein alınmalı. B ve C vitaminleri, demir, magnezyum, potasyum, selenyum ve çinko ile bedeninizi destekleyin.


Su tüketimine özen gösterin. Bedenin susuz kalması birçok sağlık sorununu beraberinde getirir.


Aileniz ve arkadaşlarınızla iletişim halinde olmaya dikkat edin. Yalnız kalmak kişinin kendisini daha da mutsuz hissetmesine neden olabilir. Bu yüzden ailenizle ve arkadaşlarınızla vakit geçirin ve hissettiklerinizi onlarla paylaşın.


Uyku düzeninize dikkat edin. İnsanlar soğuk havalarda doğal olarak daha çok uyur. Zamanı iyi kullanarak ve disiplinli olarak, geceleri 7-8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin. Yatma ve kalkma saatini belli bir düzene oturtmak, hayata ritmini verir ve enerji seviyesini artırır. İhtiyacınız olan uyku düzenini bulun.


Unutmayalım ki, kış depresyonu ciddi bir probleme dönüşebilir. Bu nedenle önemseyin ve profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.



KIŞ DEPRESYONUNA DİKKAT!